OCAK

 

Tellerdeki Hayatlar: Hikâyesi Olan Türküler

Türküler sadece birer ezgi değil; bu toprakların hafızası, yaşanmış acıların, yarım kalmış sevdaların ve büyük kahramanlıkların sesidir. Her bir notanın arkasında kimi zaman kavuşamayan âşıkların feryadı, kimi zaman ise gurbetin bitmek bilmeyen sancısı saklıdır. Bu köşede, tellere dökülen o meşhur ezgilerin hikâyelerini aralıyor, notaların izinden geçmişe yolculuk yapıyoruz.

Sazın teline her vurduğumuzda bir yaşanmışlığı selamlamaya, bu gizemli hikâyeleri yeniden keşfetmeye hazır mısınız?

 

 

                                                  MAĞUSA LİMANI



 

"Mağusa Limanı" veya diğer adıyla "Arap Ali Ağıtı", Kıbrıs Türk halk kültürünün en dokunaklı ve gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan türkülerinden biridir. Türkünün hüzünlü hikâyesi, Arap Ali lakaplı Ali Mehmet’in 1943 yılında İngiliz sömürge yönetimi altındaki Kıbrıs'ta öldürülmesini anlatır.

Arap Ali Kimdir?

Arap Ali, Mağusa limanında hamallık yapan, güçlü kuvvetli, yiğitliği ve yardımseverliği ile tanınan, aslen Moro (Filipinler) kökenli bir Kıbrıs Türküdür. Halk arasında çok sevilen, neşeli ve mert bir karakter olarak bilinir.

Olayın Gelişimi

Hikâye, 1943 yılının bir akşamında Mağusa'da bir eğlence yerinde başlar. Ali, limandaki işinden sonra arkadaşlarıyla eğlence yerine gider. O dönem adada görev yapan İngiliz sömürge askerleri ile Ali arasında bir tartışma çıkar.  Bazı anlatılara göre Ali, İngiliz askerlerinin haksızlıklarına karşı durduğu için hedef seçilmiştir. Tartışmanın ardından Ali oradan ayrılırken yolda pusuya düşürülür. Ali, tek başına olmasına rağmen direnir ancak yedi sekiz asker tarafından süngü darbeleriyle feci şekilde yaralanır. Türküdeki "Yedi bıçak yarası" ifadesi bu olayı anlatır. Ağır yaralı halde Mağusa Limanı yakınlarında hayatını kaybeder. Genç yaşta ölümü tüm Kıbrıs'ta büyük bir yas ve öfke uyandırır.

Türkünün Anlamı

Ali'nin eşi Seniha Hanım, eşinin ölüm haberini aldıktan sonra bu ağıtı yakmıştır. Türkünün sözleri, Ali'nin ağzından yazılmış gibidir:

"Mağusa Limanı limandır liman / Beni öldürende yoktur din iman"

Bu dizeler, yapılan saldırının acımasızlığına ve adaletsizliğine bir isyandır.

"Uyan Alim, uyan"

Ali’nin uyanması için yakılan feryadı temsil eder.

 

Bu türkü, sadece bir ölümün değil, aynı zamanda sömürge dönemindeki baskıların ve halkın bu baskılara karşı duyduğu acının bir simgesi haline gelmiştir.

 

Ahu Ece UYSAL 6A

 

 

 

Hekimoğlu Türküsünün Hikâyesi


 

 

Hekimoğlu (d. Yassıtaş, Fatsa, Ordu – ö. 26 Nisan 1913, Fatsa), asıl adıyla Hekimoğlu İbrahim; uzun yıllar Fatsa, Ünye, Ordu, Tokat, Niksar, Samsun dağlarında hüküm süren, halk arasında mertliği, yiğitliği ve yardımseverliğiyle şöhret yapan ve adına türkü yakılan bir Türk halk kahramanıdır.

Ayhan Yüksel'in Başbakanlık Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivinde araştırmalarına göre, 1900'lerin ilk yıllarında Fatsa'da değirmencilik yaparken haksız bir suçlamayla karşılaşıp Gürcü bir beyin yeğeni tarafından vurulmak üzereyken atik davranarak beyin yeğenini vurmuş ve ardından dağa çıkmıştır. Daha sonra Gürcü Beyi kan davası güderek Hekimoğlu'nun köyünde zulüm yapmış ve ardından Kadı Osman, Alanlı Mehmet Çavuş ve Fatsalı bir nalbant dağa çıkarak Hekimoğlu'na katılmıştır. Hekimoğlu zalimin zulmünü yanına bırakmamış, aynalı martiniyle, attığını vurmasıyla namı yürümüş ve olay Türk-Gürcü çatışmasına dönmüştür.

15 Aralık 1908'de Fatsa müderrisinin Dâhiliye Nezareti'ne çektiği telgrafnamede durum ayrıntılarıyla anlatılmış ve Hekimoğlu'nun dağdan indirilmesi için destek ve takip istenmiştir. Ama gerek Hekimoğlu'nun becerisi gerekse Türk köylerinden destek görerek saklanmasıyla uzun süre Hekimoğlu dağdan indirilememiş ve Gürcü Bey'e karşı faaliyetlerini artırmıştır. Birkaç sene sonra Osmanlı Devleti'nden affını talep etmişse de Şura-yı Devlet kararıyla af talebi kabul olunmamış ve 26 Nisan 1913 günü Korgan’ın Tepealan beldesinde sekiz saat süren bir çarpışma sonrası öldürülmüştür. Hekimoğlu Türküsü ise ölümünden sonra adına yakılmıştır.

Eski düşmanlıkları körüklüyor diye bir ara Gürcüler tarafından yasaklanmak istenen, fakat bugün de hemen her tarafta söylenen ve memlekete yayılmış olan bu ağıtı, Ordulu Ümit Tokcan tüm Türkiye’ye yaymıştır. Uzun yıllar Fatsa, Ordu, Tokat, Niksar ve Samsun dağlarında hüküm süren, halk arasında mertliği, yiğitliği ve yardımseverliğiyle şöhret yapan, yöre halkı tarafından sevilen Hekimoğlu'nun öldürülmesi üzerine bu türkü dilden dile, nesilden nesile söylenerek, bugüne kadar gelmiş ve radyo repertuarına girmiştir.


 


  


ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ


Çanakkale içinde aynalı çarşı

Ana ben gidiyom düşmana karşı, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde bir uzun selvi

Kimimiz nişanlı, kimimiz evli, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde bir kırık testi

Analar babalar ümidi kesti, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale üstünü duman bürüdü

On üçüncü fırka harbe yürüdü, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale elinde toplar kuruldu

Vay bizim uşaklar orda vuruldu, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale köprüsü dardır geçilmez

Al kan olmuş suları bir tas içilmez, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale'den çıktım yan basa basa

Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale'den çıktım başım selamet

Anafarta'ya varmadan koptu kıyamet, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde vurdular beni

Ölmeden mezara koydular beni, off, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde sıra söğütler

Altında yatıyor aslan yiğitler, off, gençliğim eyvah!

 

  

 

 

Çanakkale Türküsü'nün Hikâyesi

Emrullah Nutku'nun "Çanakkale Şanlı Tarihine Bir Bakış" adlı kitabında yer alan bir mektuptan ilham alıyor. Mektup, 1903 yılında doğan ve Çanakkale Sultanisi'nde öğrenci olan Seyfullah Nutku tarafından 29 Eylül 1914 tarihinde annesine yazılmış. Mektupta Seyfullah, savaşın yaklaştığını ve Çanakkale'den ayrılmak zorunda olduğunu anlatıyor. Sokaklardan "Çanakkale içinde aynalı çarşı, Anne ben gidiyom düşmana karşı" türküsünü söyleyen askerlerin geçtiğini ve vatan sevgisiyle dolu bir atmosferin olduğunu ifade ediyor.

Çanakkale Türküsü'nün Önemi

Çanakkale Türküsü, Çanakkale Savaşı'nın anısını yaşatmak ve vatan sevgisini gelecek nesillere aktarmak için önemli bir araçtır. Her yıl 18 Mart Çanakkale Zaferi törenlerinde okunan bu türkü, şehitlerimizi anmak ve vatanımıza olan bağlılığımızı göstermek için bir vesiledir.

Çanakkale Türküsü Yöresi

Çanakkale Türküsü'nün yöresi Kastamonu'dur. Muzaffer Sarısözen tarafından notaya alınan türkünün kaynağı Kastamonulu İhsan Ozanoğlu'dur. İlk kayıt 1923 yılında Marika Papagika tarafından Türkçe olarak yapılmıştır.

 

              BADE ÇAYIR   6-A

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder